Bükreş , gidip gitmemek arasında kaldığım şehirlerden biriydi. Eşimin yıllardır her ay gittiği bir yer olmasına rağmen her defasında görülecek pek bir şey yok demesi ve 2014 yılına kadar ayrı bir vize gerektirdiği için hep ertelediğim bir şehir olmuştu. Schengen vizesine geçtikleri için ve internetten  yaptığım  uzun araştırmalar sonucunda Transilvanya Bölgesi’ndeki şehirleri keşfetmemle hemen bir gezi programı oluşturdum. Bükreş’te kalıp Bükreş’i gezecek ve çok yakın olan Sinaia, Braşov ve Bran’a gidecek şekilde oluşturduğum tur programına , benim içimde kalan ama bebek ve vakit yüzünden gidemediğim Sibiu ve Sighişiora şehirlerini sizin eklemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Sabah uçağı ve 50 dakika süren uçuşla Bükreş’in Henri Coanda Uluslararası Havaalanı’na iniyoruz. Otelimiz her zamanki gibi Radisson Blu Hotel. Bükreş’in en eski ve en lüks caddelerinden Calea Victoriei’de bulunuyor. Bu caddede dünyaca ünlü markalar var ama binalar gerçekten kötü durumda. Bu nedenle cadde bana çok cazip gelmedi. Havaalanından otele taksiyle gittik. Romanya’da taksiler gerçekten çok ucuz. Çekinmeden binebilirsiniz.

İlk gün vakit kaybetmeden Parlemento Sarayı’nı gezmeye karar veriyoruz. Uniri Meydanı’ndan da yürünebilir ama çocuklarla o kadar uzak mesafeyi yürümeyi göze almayıp taksiye biniyoruz. 1965-1989 yıllarında Romanya’yı yöneten Nikolay Çavuşesku tarafından yaptırılmış olan sarayın yapımında 20.000 işçi ve 700 mimar çalışmış. Bükreş’in tarihi alanı içindeki 19 Hristiyan Ortadoks Kilise, 6 Sinagog, 3 Protestan Kilise  ve 30,000 eski ikametgah yıkılmıştır.Halk ekmeği bile karneyle alırken bu binaya bu kadar yatırım yapılması Romen halkının  başkaldırı sebeplerinden biri olarak kabul ediliyor.Gerçekten devasa ve ihtişamlı bir bina.  Sarayı gezmek için pasaportların olması gerekiyor. Kişibaşı 25 Lei ve içerde resim çekmek için de 30 Lei ödüyorsunuz. Resim parası ödediğinize dair boynunuza kart asıyorlar.Tur rehberi eşliğinde sarayı geziyoruz.

Saraydan çıktıktan sonra yine şehrin uzak bir köşesinde olan Herastrau  Parkı’na gidiyoruz. Park o kadar büyük ki taksici nerede ineceğimizi sordu. Bizde ilk olarak Muzeul National Al Satuluı yani eski Romanya evleri ve köyleri müzesini gezeceğimizi söylüyoruz. Yetişkin 10 Lei , öğrenci 2,5 Lei. İçerisi muhteşem . Çok güzel evler var. Evlerin içleri gezilebiliyor. Aynı zamanda bazı evlerin bahçesinde el sanatları ile uğraşan kişilerin satış standları var. Kesinlikle buradan alışveriş yapın. Şehir merkezindeki dükkanlardaki fiyatları görünce iyi ki magnet, seramik vs. almışım dedim.

Romanya’nın soğuk havası gibi sıcak havası da fenaymış. Çok yorulmuş ve sıcaktan bunalmış halde kendimizi parkın içindeki Hard Rock Cafe’ye atıyoruz.

Gezimizin 3. Gününde Bükreş’e kaldığımız yerden devam ediyoruz. Otelden çıkıp yürümeye başladığımızda aslında tüm görülecek yerlerin yürüme mesafesinde olduğunu görüyoruz. İlk olarak George Enescu  meydanında Ateneul Roman ‘ı görüyoruz. 1888 yılında yapılmış konser salonunu çok beğeniyoruz. Hemen ilerisinde Üniversite Merkez Kütüphanesi ve hemen önünde Carol 1 heykeli var. Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan edince Romanya’nın ilk kralı 1.Carol için yapılmış. Tam karşısında Uluslararası Sanat Müzesi yer almakta.

IMG_9273IMG_9172

Biraz ilerleyince Piata Revolution yani Devrim Meydanı‘ na geliyoruz. Çavuşesku 21 Aralık 1989’da son konuşmasını burada yapmış ve meydanda protestolara maruz kalmış. Ertesi gün ailesiyle birlikte helikopterle kaçarken yakalanmış ve eşi Elena ile kurşuna dizilerek idam edilmiş. Meydanda bir de Yeniden Doğuş Anıtı var.

Buradan ilerleyince tam karşıda Ortodoks Kilisesi ve hemen önünde bir heykel görüyoruz. Burası 1722 yılında Lord Kretulescu tarafından yaptırılmış olan Kretulescu Kilisesi’ dir.

IMG_9176
Yine biraz ileride karşımıza Odeon Tiyatrosu ve hemen önünde Atatürk Büstü çıkıyor. Atamızın büstünü yurtdışında görmek insanı gururlandırıyor. Önünde resim çekip tekrar ilerliyoruz.

IMG_9179
Capitol Hotel ve karşısındaki Casa Capşa tarihi binalarını da görüp devam ediyoruz.

Regina Elisabeta ve Calea Victoriei caddelerinin kesiştiği noktada 1912 yılında yapılmış Cercul Militar National yani orduevi binası var.

IMG_9185

Elisabeta Cadde’sini geçip Calle Victoriei ‘ye doğru geçtiğimizde ilk olarak solda Villacrosse Pasajı’nı görüyoruz. Çok ilginç bir mimariye sahip olan pasaj bizde ki Çiçek Pasajı’nı andırıyor.

Pasajı gezip yine aynı caddeye çıkıldığında ve aşağıya doğru ilerlediğimizde karşılıklı olarak Ulusal Tarih Müzesi ve CEC Sarayı yani 1900 yılında kurulmuş Romanya’nın en eski banka binası yer almakta. Müze 1900 ‘de neoklasik tarzda inşa edilmiş ve 1970’ e kadar postane olarak kullanılmıştır. Ayrıca müzenin  önünde bir adam heykeli ve kucağında kurt var.

IMG_9208

IMG_9211

Müzenin yanından Lipscani olarak da anılan şehrin eski bölgesine giriyoruz ve sokaklarda kendimizi kaybediyoruz. 18. ve 19. yy dan kalma binaların restore edildiği , sokaklara taşan oturma yerleriyle kafeler, barlar, restoranlar, trafiğe kapalı taş sokaklarıyla bu bölgede epeyce zaman geçiriyoruz.


Eski şehirde Stavropoleos Caddesi boyunca sıralanmış önemli yapılar arasında Romanya’nın en eski restaurantlarından Cara Cu Bere var. Rezervasyonsuz girmenin imkansız olduğu restaurant’ın girişi kuyrukta bekleyen turist guruplarıyla dolu. Tahta döner kapıdan içeri girdiğinizde muhteşem bir mimariyle karşılaşıyorsunuz.  Bira kamyonu anlamına gelen Cara Cu Bere’nin biralarını ve yöresel et yemeklerini tatmadan geçmemek gerekir.

Caddenin devamında caddeye ismini veren Stavropoleos Ortodoks Kilisesi’ni görüyoruz . Gerek bahçesi gerek içindeki süslemelerle bizi cezbediyor.

Strada Blanari ve Strada Lipscani arasında bir geçit şeklinde olan Hanul Cu Teı ‘yi geziyoruz. Yenilenmiş bir bina ve içinde güzel sanatlar malzemeleri satan kırtasiyeler ve kafeler mevcut.

Strada Franceza caddesine geçiyoruz . burada Curtea Veche(eski mahkeme) Müzesi ve Kilisesi var. 14.yy da konut ve kilise olarak inşa edilmiş olan yapının konut kısmı müze olarak kullanılıyor. Kilise hala işlevini sürdürüyor ve biz gezerken içerde bir ayin vardı. Ortada bir masa, masa üstünde ekmek parçaları vardı , insanlar sıraya girmiş , papaz yüzlerine bir şey sürüyordu. Durup biraz seyrettik. Kilisenin bahçesi de çok güzeldi.

IMG_9248

Kilisenin hemen karşısında Hanul lui Manuc yer alıyor. 1800 lerin başında Ermeni Manuc Bey tarafından yaptırılmış olan yapı eski bir kervansaraymış. Bizim tarihimiz de de bu hanın ayrı bir yeri var. Ruslarla yapılan Bükreş antlaşması burada imzalanmış. Hanın içi hem otel hemde restoran olarak kullanılıyor. Mimarisine bayıldığım handa bir de Starbucks Cafe var. Burada daha fazla zaman geçirmek için burada birşeyler yiyip içiyoruz.

Buradan Unirii Meydanı’na geçiyoruz. Çok da özelliği olan bir meydan değil. Burada Bükreş’in en eski AVM si Unirea Shopping Center bulunuyor.

IMG_9269

Meydandan tekrar Lipscani Bölgesi’ne doğru yürürken küçük bir meydan ve meydanda kurt heykeli görüyoruz.

IMG_9252

Gezimize bölgeye adını veren Lipscani caddesi boyunca yürüyerek devam ediyoruz. Caddeye açılan dar şirin sokaklara gire çıka bu bölgeyi bitiriyoruz.

Bükreş’te görülmesi gereken ve gördüğümüzde şehrin içinde nasıl bu güzellikte olur dediğimiz parklar var. Mutlaka görmemiz gerekenlerden biri de Herastrau Parkı’ndan sonra Parcul Cişmigiu yani Çeşmeci Parkı. 1847 yılında kurulmuş olan park şehrin en eski parklarından. İçinde bir gölet ve küçük bir hayvanat bahçesi var. Çocuk parklarına ayrılmış bölümdeki çeşitlilik karşısında şaşırmamak elde değil. Gölde kayık kiralayıp gezinti yapabiliyorsunuz. Yeşil alanın büyüklüğü, ağaçların güzelliği bizi cezbediyor.

Herastrau Parkının önündeki meydanda , Paris’tekine benzer bir Zafer Takı var. Restorasyon yapıldığı için dış cephesi örtülüydü. 

resim alintidir
Ayrıca otelimize yakın olmasına rağmen gezemediğimiz George Enescu Müzesi’ni gezmenizi öneririm.

resim alintidir
Bükreş’in  , kominist dönemden kalma binaları her ne kadar iç karartıcı olsa da , geniş caddeleri, devasa büyüklükteki parkları, eski şehirde ki hareketliliği ve Balkanların Paris’i diye anılmasıyla görülmeye değer.