En son seyahatimden bu zamana kadar 4 ay geçti. Ne çok şey değişti hayatımda. Hırvatistan dönüşünden bir hafta sonra canım babamı kaybettim iki ay sonra annemin hastalığı ortaya çıktı ve malum hastalıkla boğuşma dönemleri başladı derken yerine gelmeyen moralime biraz moral katma çabaları ile Milano seyahati oluşuverdi. Herhalde içime sindiremediğim tek seyahat olmuştur. Bu kadar dertleşmenin sonunda diyeceğim odur ki Milano benim ilk defa çalışmadan geldiğim, günler öncesinden planlar yapıp , yazıp çizmediğim bir seyahat oldu.Neden Milano ? Oğlumun basketbol turnuvasının bu sene de İtalya-Bologna’da olmasından dolayı biz de Milano’ya gitmeye karar verdik. Milano’ya gitmişken de sadece trenle 50 dak kadar uzaklıkta olan meşhur Como Gölü’nü de görelim dedik. Başka zaman keyfim yerinde olsaydı oradan Maggiore Gölü’ne ,İsviçre sınırındaki Lugano Gölü’ne de mutlaka giderdim.

Sabah , Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan oğlumun takımını uğurladıktan sonra , saat 11.00 uçağı ile yaklaşık 3 saat süren yolculukla Milano’nun Malpensa Havaalanı’na vardık. Havaalanındaki pasaport kuyruğunun uzunluğu karşısındaki şaşkınlığımız  ve burada kaybettiğimiz abartısız 1 saatin sonunda, içeriden çıkan polis bizi görüp çocukluyuz diye öne almasaydı 1 saat daha beklerdik. Her zaman burası böyle midir bilmiyorum ama uçaktan son hız koşup bir an önce sıraya girmeye çalışın.

Havaalanından şehir merkezi 40 km uzaklıkta ve şehre trenle gidilebiliyor.Terminal 1 den hareket eden trenle şehir merkezindeki 3 tren istasyonuna varılabiliyor. Otelimiz bu sefer Double Tree by Hilton. Şehir merkezine uzaklığı ve bulunduğu konumdan dolayı oteli maalesef beğenmiyoruz. Taksilerin pahalılığı karşısında mecburen pusetle tramvaylara binmek ve 20-25 durakta dura dura gidip gelmek zorunda kalıyoruz. Yalnız tramvayların nostalji havası muhteşem. Bu kadar modern bir şehirde böyle bir ulaşım ağı çok şaşırtıcı.  img_2514

Milano’da gezilecek çok fazla tarihi bir yer yok. En önemli gezilecek yer Duomo Katedrali‘nin olduğu meydan ve çevresi. Katedral gerçekten çok etkileyici. Her bir detayı sanki bir dantel gibi işlenmiş. Gece ayrı güzel gündüz ayrı güzel görünüyor. Gece aydınlatması muhteşem olduğu için sanki gündüz gibi çıkıyor resimlerde. İçini gezmek için uzun kuyruklar beklemek ve güvenlik kontrolünden geçmek gerekiyor.

Duomo Katedrali’nden sonra meydanın en önemli yapısı Galleria Vittorio Emanuele II isimli 1877 yılında yapılmış olan alışveriş merkezi. İçindeki yer döşemeleri,camlı demir konstrüksiyonlu tavanları ve birbirinden lüks ve ihtişamlı mağazaları ile görülmeye değer bir yer. Prada,Versace,Louis Vitton gibi markaların yanında zamanında kraliyet ailesine pasta yapan tarihi Biffi Pastanesi ve lüks markaların restaurantları bulunmakta.

Galleria ‘nın içinden geçilerek Scala Meydanı’na çıkılıyor.Meydanda ,1778 yılında sahnesini açan Scala Tiyatrosu ve Leonardo Da Vinci heykeli var. Zamanı olanlar için sadece içini görmek için tur düzenleniyormuş.

15.yy da yapılmış Sforzesco Kalesi‘ni de görmeden geçmemek lazım. Kale gerçekten muhteşem. İçinde resim galerisi,müze gibi bölümleri de içeriyor.Kaleden çıkınca tam karşısında mağazaların olduğu trafiğe kapalı Dante Caddesi gezilebilir.Cadde boyunca Milano Expo 2015 ‘e evsahipliği yaptığı için katılan ülkelerin bayrakları sıralanmış.Hemen Türk bayrağımızı bulup resim çektiriyoruz.

Gelelim modanın başkenti ünvanını almış olan Milano’nun alışveriş caddelerine. Duomo Katedrali’nin hemen yanındaki sokağın uzantısı olan ve alışverişin kalbi sayılan Corso Vittorio Emanuele caddesi boyunca Zara,Mango,Disney,Gap,Nike,Tezenis gibi markalar var. Hemen hemen  tüm lüks markaların bulunduğu cadde Montenapoleone Caddesi.Küçük ve dar bir cadde.Hemen paralelinde Spiga Caddesi var ki buradaki vitrin tasarımları muhteşem fiyatlarda muhteşem. Dolce Gabbana vitrin tasarımları beni büyüledi.Manzoni Caddesi,Spiga Caddesi,Venezia Caddesi,Corso Emanuele Caddesi arasında kalan dörtgen bölgedeki caddelere gire çıka geziyoruz.

Şubat ayı  kış indirimine denk geldiğimiz için İtalyan markalarından Benetton, Chicco,OVS,Geox,Tezenis,Carpisa gibi benim en sevdiğim  mağazalarda %70 ‘e varan indirim vardı.Hazır psikolojimde bozukken birden kendimi alışverişe kaptırmış halde buldum.Normalde İtalyan markaları olduğu halde indirimsiz fiyatları hiç de ucuz değil. Corso Buenos Aires ve Via Dante Caddeleri her türlü markanın bulunduğu caddeler.

Yeme içme hakkında şu restaurantta yenilir böyle içilir gibi ahkam kesemeyeceğim.Bol bol pizza yedik ve İtalyanların en çok bayıldığım alışkanlıkları olan bir iki yudumda ayakta kahve içilen yerlerde bol bol kahve içtik.Kahvaltı alışkanlıkları yok ama işe giderken illa uğrayıp buralarda ayaküstü kahvelerini içip yola devam ediyorlar. IMG_2779

Ne yapamadık? Leonardo Da Vinci’nin 1494 yılında Hz.İsa’nın havarileriyle yediği yemeği tasvir eden ünlü resminin yer aldığı Santa Maria Della Grazie Kilise‘sini göremedik.Zaten resmi görmek için  1 ay öncesi rezervasyon gerekiyormuş. Bir kanalın etrafında yer alan Navigli Bölgesi ve Brera,Corso Como gibi sosyal hayatın canlı olduğu bölgelere çocukla olduğumuz için gidemedik.

IMG_2781
Malpensa Havaalanı’nda Leonardo da Vinci resmi

Ayrıca bir gün daha kalsaydık hazır alışveriş modundayken Milano’ya yakın Serravalle Designer Outlet ve Fox Town outletlerine de giderdim.

Bence her şehrin her ülkenin değişik atmosferleri var. Hiç bir yer için orada bir şey yok gitmeye değmez söylemlerine katılmayarak Milano’da bence görülmeli diyorum.