İstanbul’un son zamanlarda moda olan  Fener-Balat semtlerini o kadar çok merak ediyordum ki bir pazartesi eşimle birlikte atladık arabaya ve Kariye Müzesi’nden başlayıp Fener -Balat ‘a kadar olan sokaklarda kendimizi kaybettik. Sanki bir film platosuna girdik ve çıktık gibi hissettik. Çok renkli bir mahalle kültürünün hala yaşandığına inanamadık. Kendimizi 30-40 yıl öncesinde ki İstanbul’da olduğumuzu sandık. Camdan cama sohbet edenler,çocuğunu camın önüne oturtup camdan baktıranlar,sokakta top oynayan koşturan çocuklar, arabayla hızlı yüksek müzikle turlayan gençler , sokak kahvesinden yükselen sesler , camdan cama gerilmiş çamaşırlar , cam önlerinde gezinen kediler , camiler, sinagoglar, kiliseler, azınlık okulları , hurdacı arabaları , cumbalı rengarenk evler, antikacılar , renkli davetkar kafeler daha neler nelere şahit olduk…

Kariye Müzesi ve çevresi:

İlk bu müzeyi 20 yıl önce üniversitedeyken gezmiştim ve çok beğenmiştim. Şu an müze restorasyon aşamasında ve belirli bir kısmı gezilebiliyor. Müze giriş ücreti 30 TL. Biz 1 yıllık 50 TL ye müze kart aldık daha sonra da kullanabilmek için. Pazartesi de dahil her gün gezilebiliyor.

Kariye Kilisesi tipik bir Bizans yapısı.Yüzyıllarca kilise olarak kullanıldıktan sonra 1511 yılında camiye çevrilmiş.Bu dönüşüm sırasında duvarlarda bulunan mozaik ve freskler sıva ile kapatılmış.20.yy da cami de kapatılmış.1948-1958 yılları arasında tüm mozaik ve freskler yeniden çıkarılmış.1956 da yapı müze olarak hizmet vermeye başlamış.

Dış nartekste İsa’nın  ve iç nartekste  Meryem Ana ‘nın hayatı ile ilgili sahnelerin betimlemeleri yer almakta. Bunlardan en güzeli de apsisteki diriliş sahnesi. ; ortada Hz.İsa , bir tarafında  Adem , diğer tarafında Havva ve ayaklarının altında yatan şeytan betimlemesi görülmeye değer.img_5808

Kariye Müzesi’nin çevresinde Kariye Oteli,sıra sıra renkli evler, hediyelik eşya dükkanları ve kafeler mevcut.

Kariye’den sonra surlara doğru yürüyüp Tekfur Sarayı‘na geliyoruz.Doğu Roma zamanında yapılmış 22 km uzunluğunda, İstanbul’un etrafını çeviren surların bir kısmını ve Tekfur Sarayı’nın dış cephesini görüp , surların kapılarından olan Eğrikapı‘ya varıyoruz.

Buradan Fener-Balat’a doğru yol alırken İvaz Efendi Camii ve Emir Buhari Tekkesi‘ni görüyoruz. Burada aynı zamanda Fatih ilçesi müftülüğü de var.Öyle güzel İstanbul manzarası var ki… Cami restorasyonda olduğu için dışarıdan inceliyoruz.İvaz Efendi Kanuni Sultan Süleyman’ın kazaskerlerindenmiş. Cami 1585 tarihinde yapılmış ve Mimar Sinan Camisi olduğu yazıyor.

Geliyoruz Fener Balat semtlerine.Yıllarca sahilden geçerken görüp Fener Rum Patrikhanesi sandığım yer , halk arasında Kırmızı Okul diye adlandırılan Fener Rum Lisesi’ymiş. Kırmızı Okul denmesinin sebebi Fransa’dan getirtilen kırmızı tuğlalardan yapılmasıymış.Sancaklar Yokuşu’nda bulunan yapı kırmızı rengi, kubbeli yapısı ve heybetiyle muhteşem ötesi bir bina.  1881 ‘de mimar Dimadis tarafından inşa edilmiş.img_5890

Okulun içine girmek yasak olduğu için harika Haliç manzarasına karşı resimler çekip çevredeki Fener evlerinin olduğu sokaklarda kendimizi kaybediyoruz.

Merdivenli Mektep Sokağı’nda karşımıza taş dokulu bir ev çıkıyor. Hayatının bir dönemini Balat’ta geçiren Romen prensi yazar Dimitri Kantemir’in evine varıyoruz. Romen Prensi Dimitri Kantemir gençliğinde gönderildiği Enderun’da doğu kültürünü öğrenmiş, 1710’da Boğdan voyvodalığına atanmış.  22 yıl yaşadığı İstanbul’da “Osmanlı İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü” adlı bir eser yazmış, Türk müziğinde yenilikler, birçok besteler yapmış. img_5872

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi‘ne gelince biraz hayal kırıklığı yaşıyoruz.Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentinde olması ,dünyadaki 300 milyon Ortodoks Hıristiyan’ın temsilcisi ve Ortodoks Kiliselerinin çoğunun ana kilisesi olması sebebiyle nasıl böyle küçük basit bir yapı olmasına anlam veremiyoruz.img_5868

Balat’ın tarihi çarşısı Çıfıt Çarşısı‘nı geziyoruz.Eski kültürü barındıran kalaycı,manifaturacı, ayakkabı tamircisi yani kunduracı , kasap , eczane gibi pek çok dükkanı burada buluyoruz. Tarihi çarşıyı gezerken filmlere , şarkılara konu olan meşhur Agora Meyhanesi‘ni görüyoruz.Alttaki resim bizim gördüğümüz. Fakat daha sonradan araştırdığımda 1890 yılında açılmış ,restorasyon geçirmiş meyhanenin  Leblebiciler Sokağı’ nda yer aldığını öğrendim.img_5836

İlgili resim
resim internetten alıntı

Semtte o kadar çok birbirinden güzel kafeler var ki biz nerede yesek diye bakınırken sonunda fırından gelen mis gibi simit kokusuna dayanamayıp ,1979 dan beri esnaf olan küçük bir çay ocağında simit çaya karar veriyoruz.img_5864

Birbirinden renkli sokakların arasında kaybolurken bilmem kaç tane cami,sinagog,kilise gezdik isimleri neydi tam hatırlayamıyorum ama gerçek olan şu ki yıllarca Müslümanı, Yahudisi, Rumu,Ermenisi hep birlikte kardeşce dostça yaşamış.

Söylenecek çok söz yok ama çekilebilecek çok fotoğraf karesi var bu semtte. Bu nedenle ister tur düzenleyen programlara katılın isterseniz bizim gibi yalnız gezin ama mutlaka bu semtleri gezi programınıza ekleyin derim.