19 Mayıs tatilini fırsat bilip 3 günlük bir gezi için düştük yollara. İstikamet Bolu . Daha önce bir kaç kere Abant , Mudurnu ‘ya gitmişliğimiz , Sinop’a giderken yüzlerce kere Bolu’dan geçmişliğimiz var . Ama bu sefer Bolu’yu daha detaylı gezeceğiz.

ABANT MİLLİ PARKI 

2,5 saat süren araba yolculuk sonrasında , otele yerleşmeden önce Abant’a uğrayalım orayı aradan çıkaralım diyoruz. Çünkü hava durumu bu 3 gün için yağmurlu gösteriyor. Hazır yağmur yağmazken Abant’ı geziyoruz. Abant gölü , sisten görünmüyor. Mayıs ayı olmasına rağmen hava 12 derece ve çok soğuk. Zaten gelirken yanımıza kışlık montlarımızı almıştık. Göl çevresinde arabayla bir tur attıktan sonra , arabayı girişteki park yerlerine bırakıyoruz. Bu arada Abant’a giriş araba için 12 TL. Daha önce geldiğimizde Taksim İnternational Abant Oteli’nde konaklamış çok memnun kalmıştık. Bir kaç kere de günübirlik geldiğimiz oldu.

Sisli göl manzarası karşısında resimlerimizi çektikten sonra , parkın girişindeki Tabiat Müzesi’ni geziyoruz. Müzeyi gezmek ücretsiz. İçerisi küçük ama özellikle çocuklar için ilgi çekici. Çünkü ayı, tilki,kuş, geyik  gibi hayvanların birebir doldurulmuş hallerini görebiliyorsunuz.

Abant Gölü Tabiat Parkı 1262 hektar alanda kurulmuş , orman , dağ ve gölün bütünleştiği , içerisinde konaklama tesislerinin , çadırlı kamp alanlarının bulunduğu güzel bir park. Göl çevresinde yürüyen , piknik yapan , faytonla göl çevresinde gezen , bisiklete binen , doğal ürünlerin satıldığı tezgahlardan alışveriş yapan insanlarla cıvıl cıvıl bir yer.

Park alanından çıkıp Bolu merkeze giderken hemen sağ tarafta Abant Şömine isimli restoranda duruyoruz. İçeride , dışarıdaki soğuğa inat sıcacık şömine yanıyor. Garsonlar çok ilgili. Ortaya yoğurt , çilek reçeli , tereyağ bal , salata gibi mezeler geliyor . Et yemek isterseniz kilo olarak seçim yapıyorsunuz. Köfte , pirzola , sucuktan oluşan siparişi sıcacık ekmek eşliğinde midemize indirdikten sonra vakit geçirmek için bahçesine çıkıyoruz. Burası ayrı bir güzel . Derenin şıkırtısı eşliğinde hamak keyfi yapıyoruz. Muhteşem bir doğa var. Bir kaç saat burada dinlendikten sonra otele yerleşmek için Bolu’ya doğru yol alıyoruz.

Otelimiz Hilton Otel . Yeni bir otel ve henüz 2 aydır hizmet veriyormuş. Artık geniş bir aile olduğumuz için standart odaya pek sığmıyoruz. Bu yüzden yan yana 2 oda aldık. Bir odada ana kız  , diğerinde baba oğul kalıyoruz. Yalnız otel ne kadar lüks olursa olsun Türkiye tatillerine göre yurt içi bir yere gittiğinizde kaosu da göze almak gerekiyor. İlk sabah kahvaltı salonu evlere şenlikti. Ne oturacak ne de yiyecek bir şey bulmak mümkündü. Ya bu kadar kalabalığı tahmin edemediler ya otel yeni olduğu için acemiydiler. Yangından mal kaçırır gibi herkes kahvaltıya saldırmış ne su ne çay ne ekmek… bulmak mümkündü. Neyse her zamanki gibi takılmayıp Bolu’nun diğer güzelliklerini keşfe devam ediyoruz.

GÖLCÜK MİLLİ PARKI

Parka ulaşım biraz zahmetli ve karışık. Yollarda biraz kaybolduktan sonra nihayet parkı buluyoruz.Parka giriş arabaya 12 TL. Hep resimlerden gördüğüm göl kenarındaki masal evi ve göl içindeki manzarasını görünce hayran oluyoruz. Göl üzerinde sis olması , hafif yağan yağmur da resimlerimizi daha da güzelleştiriyor. Yine göl çevresinde piknik yapan , yürüyen insan kalabalığı ile karşılaşıyoruz. Doğanın güzelliği karşısında bir kere daha büyüleniyoruz.

YEDİGÖLLER 

Sosyal medyada her mevsim gördüğüm resimler karşısında büyülenme ve bu geziyi gerçekleştirme sebebim Yedigöller . Bence doğa sever herkesin de görmesi , oksijenini soluması , bin bir renk karşısında büyülenmesi gereken bir yer.

Sabah oteldeki kahvaltı savaşı sonrası yaşanan gerginlikten sonra yola çıkıyoruz. Navigasyonu ayarladığımız göl yolu bizi kapalı bir yola götürdükten sonra , sora sora kaybola kaybola sonunda göl yolunu buluyoruz. Bolu’nun içinden gidilen yolda , dönülmesi gereken yerde tabela yok desem kimse inanmaz , biz de inanamadık. Sanki önemsiz küçük bir göl… Yol inanılmaz kıvrımlı. Kızımla ben arkada bir sağa bir sola savruluyoruz. Gerçekten içimiz dışımıza çıktı desem abartmamış oluruz. Yol hem dar hem de çok virajlı . Amaaa diye uzatacağım çünkü yol manzarası karşısında büyüleniyoruz . Dağlar, bulutlar, bitki örtüsü, ağaçlar muhteşem .

Nihayet göle varıyoruz. Burada tüm milli park girişleri araba için 12 TL. Kalabalık karşısında şaşkınız. Bizden başka herkes biliyormuş burayı.

Milli park bünyesinde Büyükgöl, Seringöl, Deringöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, İncegöl ve Sazlıgöl olarak 7 göl var. Bu göller aralarında 100 m. yükselti farkı bulunan iki plato üzerindeymiş. Göllerin hepsi birbirinden güzel,birbirinden yeşil . Göl kenarları kamp ,piknik  yapan insanlarla dolu. Ne de olsa bayram tatili. Bence buraya daha sakin bir günde gelip göl kenarındaki huzurun içinde sadece kurbağa seslerini dinleyerek vakit geçirmek gerekiyor. Fotoğraf severler için buradan yüzlerce kare çıkar.

Yedigöller ‘i duyup benim gibi görmeyenlere en kısa zamanda şiddetle tavsiye ediyorum.

SAMANDERE ŞELALESİ

Bolu’da başka doğal güzellik nerede var diye araştırırken Bolu’ya 26 km uzaklıktaki Düzce ilçesindeki Samandere Şelalesi’ni keşfettik. Giderken navigasyon yüzünden öyle bir dağ yollarından gittik ki… dönülebilse dönecektim. Sadece bir arabanın geçebildiği, virajlı , uçurumlu, aniden karşında başka bir arabayla burun buruna gelinen bir yoldan gitmek zorunda kaldık. Dönüşte oradaki insanlara sorduk ve asıl Düzce’nin içinden gidilen geniş bir yol olduğunu öğrendik. Aman biz gittik siz o yoldan gitmeyin derim.

Samandere Köyü sınırlarında bulunan şelale , orman bakanlığınca tabiat anıtı olarak tescil edilmiş.Ağaçların arasından şiddetle akan sular , beyaz köpükler halinde cadı kazanı denen yere dökülüyor. Kaybolan sular biraz ileride tekrar kayaların arasından çıkıyor şeklinde muhteşem bir görüntü var. Su sesinin güçlülüğü karşısında büyüleniyorsunuz. Bence Bolu’ya kadar gelmişken bu doğal güzelliği de görmeden geçmeyin derim.

BOLU MERKEZ

Bolu, herkesin bildiği gibi yemekleriyle ünlü bir il. Bizde buraya özgü bir şeyler yemek için merkeze gittik. Merkezde yol düzenleme çalışmaları olduğu için arabayla üç dört kez aynı yerden geçmek zorunda kalarak arabayı bir yere park edip yürüyerek gezelim dedik. Meydanını biraz gezdikten sonra Kubbealtı restoranda gözlemeli mantıları mideye indirdikten sonra meşhur Bolçi çikolatalarından aldık. Merkezde bir kaç tarihi cami , hamam , tarihi çarşı gördük.

İstanbul’a sadece 2,5 saat uzakta olan , şehir hayatından sıkılıp doğa ile iç içe olmak isteyenler için Bolu’nun iyi bir seçim olduğunu söyleyerek yeni rotalara doğru planlar yapıyoruz.