Sırbistan’ın başkenti Belgrad , uzun zamandır gitmek istediğim yerler listemdeydi. Vizesiz kaldığımda giderim diye hep ertelemiştim. Hem yakın olması hem vizesiz gidilebilmesi sebebiyle Türklerin uğrak yeri olmuş bir şehri , biz de vizesiz olarak ziyaret ediyoruz.

Tuna ve Sava nehirlerinin kavuştuğu yerde konumlanmış Belgrad , Balkanların en büyük şehri olma özelliğine sahip. Şehir biraz kasvetli geldi bana. Uzun uzun kütle şeklinde görünen ,bir kasaba kadar nüfusun yaşadığı apartmanlar karşısında şaşkınlık yaşıyoruz. Tuna ve Sava Nehirlerini gördükten sonra fikrim tamamen değişiyor.1500 lü yıllarda Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş şehirde Osmanlı eserlerini görmek mümkün.

Öncelikle 1 saat 20 dakika süren uçuşla Nikola Tesla Havaalanı’na iniyoruz. Havaalanı oldukça küçük. Dışarıda bizi tanıdık şoför bekliyor. Otelimiz çoğu zamanki gibi Radisson Blu Otel. Şehir merkezine yaklaşık 2 km uzaklıkta. Eski bira fabrikasından dönüştürülmüş şık otelde, oldukça geniş ve manzaralı oda karşısında çok seviniyoruz. Çünkü 4 kişiyiz ve odanın ve yatakların büyük olması bizim için çok önemli. Odaya bırakılan ikramlıkları atıştırıp şehri gezmek için yola çıkıyoruz.

Gezimize şehrin en ünlü yeri Republic Square yani Cumhuriyet Meydanı’ndan başlıyoruz. Şehrin en ünlü caddesi Knez Mihailova Caddesi‘nin hemen yakınında olan meydanda ,1882 de dikilmiş atlı Prens Mihailo Obrenovic Heykeli ve Ulusal Tiyatro yer almakta.IMG_0728Knez Mihailova Caddesi , uzun bir cadde ve cadde boyunca kafe,restoran, mağazalar yer alıyor ve cadde trafiğe kapalı olduğu için rahat gezilebiliyor.Hava inanılmaz sıcak. Caddenin gölge olan , binaların dibinden yürüyoruz.IMG_0729

Caddenin sonu Belgrad Kalesi’ne yani Kalemegdan‘a çıkıyor. Kaleden Sava ve Tuna nehirlerinin buluşmasını seyrediyor , geniş yeşil alanlarına ve muhteşem şehir manzarasına hayran oluyoruz. Kalenin içinde top,tank,uçak sergisi gezilebilir.Ayrıca kalenin giriş bölümünde çocukların ilgisini çekebilecek dinazor müzesi ve oyun alanı mevcut.

Kalemegdan’dan tekrar ters istikamete doğru yürüyoruz. Yolumuzun üstünde, KFC restoranı buluyoruz. Menüler hem çok pahalı hem de bizim ülkemizdeki gibi dolu dolu değil. Yani hem dünya para verip hem de doymuyorsunuz denilebilir. Kısa moladan sonra yola devam edip elektiriğin mucidi Nikola Tesla Müzesi‘ni bulmak için onca yol yürüyoruz. Havanın sıcak olması yürümemizi zorlaştırsa da bir kaç sokak kaybolup ona buna sora sora müzeyi buluyoruz. Bulduk da değdi mi değmedi mi bilemedik. Öncelikle müze tek kattan ibaret miydi ya da üst katlar geçici olarak mı kapalıydı anlayamadık. Gezmek için bilet almaya gerek yoktu herhalde. Biz acele edip bilet gişesinden boşu boşuna 500 dinar ödeyip bilet aldık ki bizden sonra girenler biletsiz küçücük yeri dolaşıp çıktı. Saat başı  gösteri varmış ama ufacık yerde kalabalıkta beklemek çok zor olduğu için biz bekleyemiyoruz. Müzede Nikola Tesla’nın bir kaç eşyasını ve hiç anlamadığım elektrik buluşlarını görebiliyorsunuz.

Müzeden çıkıp bir ortodoks kilisesi olan Aziz Sava Katedrali‘ne gidiyoruz. Yolda , 1938 ve 2006 yıllarında tamamlanan Parlamento Binası’  na rastlıyoruz. IMG_0759Aziz Sava Kilise’si restorasyon aşamasında olduğu için , içini şöyle bir dolaştıktan sonra sıcaktan bayıldığımız ve yürüdüğümüz kilometrelerce yol yüzünden fena yorulduğumuz için  taksiye atlayıp otele dönüyoruz. IMG_0765

Akşam dinlendikten sonra , Belgrad’ın bana göre en görülmesi gereken bohem semti Skadarlija ‘ya gidiyoruz. Eski zamanlarda şehrin ünlülerinin toplanma yeri olan bölge daha sonraları çingenelerin yaşadığı yer olmuş. 1993 yılında bugünkü halini almış. Sıra sıra yer alan restoranların hepsi birbirinden güzel ve ilginçti. Restoranlar mükemmel bir şekilde çiçeklendirilmişti. Gözümüze kestirdiğimiz bir tanesinde ,sokak yanındaki masalardan birine oturuyoruz. Tek kelimeyle yemekler harikaydı. Burada yediğim sıcak ekmeğin tadını unutamayacağım. Cevapi denilen köfte , salata, balık menülerinden tadıyoruz. Porsiyonlar gayet büyük geliyor. Burada genelde cuma akşamları canlı sokak müziği oluyormuş ve biz de cuma akşamı geldiğimiz için o havayı yaşamış oluyoruz.

 

Ertesi gün Novisad şehrine gidiyoruz.Onu başka yazımda anlatacağım. Dönüşte yine bence görülmeden geçilmemesi gereken Zemun Bölgesi‘ni geziyoruz.Tuna Nehri üstünde hepsi birbirinden güzel ,yüzen restoran ve kafeler var. Ayrıca birbirine eklenmiş köprüden ağaçla kaplı Great War adasına geçmek mümkün. Keyifli keyifli gezerken birden hava bozuyor ve şimşek gök gürültüsü yağmur derken zoraki bir taksi bulup kendimizi Delta Alışveriş merkezine atıyoruz. Burada ,tanıdık restoran Vapiano’da pizza ve salatalarımızı yiyoruz.

Ve son günümüzün sabahında Big Fashion Alışveriş Merkezi‘ne gidip hazırlıksız geldiğimiz için üstümüze uzun kollu kalın kıyafetler alıp tüm günümüzü Ada Ciganlija‘da geçiriyoruz. Sava Nehri üzerinde bulunan ada ağaçlarla kaplı ve adada nehire girmek için plajlar mevcut. Bisiklet kiralayıp adada gezebiliyorsunuz. Basket sahaları, çocuk oyun parkları, bilimsel deney parkı, su kaydırakları , golf alanları , piknik yerleri mevcut. Hava bozuk olduğu için plaj kısmında kimse yok. Bizde bisiklet kiralayıp  muhteşem bir pazar günü geçiriyoruz.

Otelde,  yollarda her yerde Türk gruplarına rastlıyoruz. Her yerde tabi ki Türkler var ama Belgrad sanki bir Türk şehri olmuş. Bunu da vizesiz olmasına bağlıyoruz.

Sıcağı sıcak ama soğuğu da tam soğuk olan bu şehri bahar aylarında gezmek daha güzel olur diye düşünüyorum.