Tüm kış planlar yaparken gelmez sanılan yaz tatili geldi çattı ve bu yazıyı yazarken hafızamda bitmiş anılar kısmına yerleşmiş olduğuna inanamıyorum diyerek bir de blog’ta şöyle kısa bir özet olarak yerini alsın diye düşündüm. Okulların kapanış tarihine endeksli tatil planları maalesef oğlanın yaz okulu planlarıyla da büsbütün karmaşa halini alıyor.

Oğlumun haziranın son günlerinde lise yaz okuluna gitmesiyle bizim de kızımla birlikte yurtdışı tatilimiz başladı. Biraz eşimin işine bağlı biraz görmek istediğimiz yerlere bağlanarak uzun bir tatile dönüştü.

Vizeyi Yunanistan’dan almış olduğumuz için ilk istikamet ATİNA şehri için düştük yollara. Aynı şehirlere defalarca gitmenin keyfi de başka oluyor. Yeni yer görme telaşından çok, keyif yapma, yeme içme tatili halini alıyor. Biz buna bir de havuz keyfi ekledik. Gündüz çok sıcak olduğu için İpek’le otelin havuzunda takıldık akşam babamız gelene kadar.

Bir günümüzü çok beğendiğim NAFPLİO şehrine ayırdık. Buraya gelmeden önce hep görmek istediğim CORİNTH KANALI’na uğradık. Yollarda biraz kaybolduk ama çok eğlendik. Hayatımızda kiraladığımız en berbat araba ile bayağı macera yaşadık.

Atina’dan BERLİN’e uçtuk. Almanya’nın bir çok şehrini görmeme rağmen Berlin’e bir türlü gidememiştik. Hareketli, canlı, renkli Berlin’ i gerçekten çok çok sevdik. Okuduğum bir çok romanda geçen acı, hüzün, ayrılık anlarının kahramanı, doğuyu batıdan ayıran duvarı görmüş olduk. Günde ortalama 25.000 adım atarak şehri gezdik. Yağmurlu Berlin’e bayıldık, zaman zaman üşüdük donduk.

Berlin’den sonra soluğu Hırvatistan’ın güzel şehri PULA’da aldık. Muhteşem bir deniz tatili oldu. Tek kelimeyle bayıldık. Hem otele, hem denize hem de havasına… Pula’dan araba kiralayıp ROVİNJ’e gittik. Hırvatistan zaten benim en favori ülkelerimden biridir. Çünkü hemen hemen tüm şehirlerine gittim, her bir köşesini gördüm ve hepsi gerçekten kendine özgü güzellikte şehirler. Pula ve Rovinj’le birlikte bu düşüncem ikiye katlandı. ZAGREB’e de uğrayıp son noktayı koyduk.

Eve döndük, oğlumu aldık ve üç gün sonra ver elini ÇEŞME. Hep birlikte deniz tatili yapmak olmazsa olmazımız. Yazlığımız gibi oldu Çeşme bizim. Yedik, içtik, yüzdük, yattık. Alaçatı Pazarı, Ilıca Manzara Cafe ve Çiftlikköy’e gittik o kadar.

Böylece temmuz ayını bitirmiş olduk ki 4-5 gün sonra yine yollardaydık. İspanya’nın Barselona, Madrid, Toledo’sunu görmüştük ama bu sefer bence harika bir bölgesi olan ENDÜLÜS BÖLGESİ’ne gittik. Hepsi birbirinden harika olan Malaga, Cordoba, Marbella, Ronda, Sevilla, Granada’da çok güzel keyifli bir o kadarda yorucu zaman geçirdik. Hiçbir yeri kaçırmamak adına ordan oraya koşturduk durduk.

İspanya’dan sonra Flixbus otobüsü ile 5,5 saat uzaklıktaki LİZBON’a ulaştık. Seramikleriyle, sarı tramvayları, nata tatlısı, kahveleri, yokuşlu sokakları, bit pazarı ile gönlümü kazandı Lizbon. Bir gün de masal şehir Sintra ve Pena Sarayı, haritanın en batı Avrupa kısmı olan Cabo Da Roca’da geçti. Bulutlar üstümüzde, karşımızda okyanus ve deli esen rüzgar karşısında değişik bir his bıraktı içimde burası.

Eve döndük çok şükür kazasız belasız. Tüm tatillerde telefonumu kapatmak çok iyi geldi ruhuma ve gelir gelmez açtığımda hem oğlumun hem kızımın okulundan gelen mesajlarla zamanın nasıl da geçtiğini anlamadığımı hissettim. Ne zaman kapanmıştı okul ve şimdi açılıyormuş. Dolu dolu geçti çok şükür. Hep birlikte olmak çok iyi geldi hepimize ve kışa hazırız. Gelsin yeni tatil planları…

Kendime Not: Bir an önce detaylı şehir yazılarını yaz!