Hırvatistan’ın kuzeyinde yer alan, Istria Bölgesi’nin en büyük şehri olan Pula sayesinde Hırvatistan sevgim kat kat artmış oldu. Şöyle bir şehir düşünün ki; denizi, doğası, havası ve konumu harika. Adriyatik Denizi’nin buz gibi tertemiz suyunda yüzmek bizim için güzel bir deneyim oldu. Genelde yurtdışı deniz tatili denildiğinde biz Türkler için ilk akla gelen Yunanistan oluyor ama burada denize girdikten sonra benim için listenin başına yerleşmiş oldu. Sadece uyarmam lazım taşlık deniz sevmeyenler ve uzun geniş kumsal arayanlar için dezavantaj burası. Ben de pek taşlık deniz sevmem ama buraya gerçekten bayıldım.

Konum olarak Pula, Adriyatik Denizi’nde tam İtalya’nın karşısında bulunmakta. Burada deniz tatili yaparken Venedik ve Slovenya’nın başkenti Lubliyana’ya yakın olması sebebiyle bir taşla üç kuş vurulabilir. Yani toplam üç ülke görmek üzere böyle bir seyahat planlaması yapılabilir. Biz daha önce hepsini gördüğümüz ve Atina, Berlin seyahati ile Pula’yı birleştirdiğimiz için sadece Pula’ya yakın diğer Hırvatistan şehirlerini gezdik. Berlin’den buraya geçişimiz Easy Jet ile oldu çünkü burada havaalanı mevcut. Türkiye’den direkt uçuş yok ama buraya ulaşmak için Zagreb güzergahı kullanılabilir. Zagreb’ten Pula yaklaşık arabayla 3 saat sürüyor.

Biz diğer şehirleri de gezeceğimiz için havaalanından daha önce kiraladığımız araba ile otelimize varıyoruz. Otelimiz Park Plaza Verudela Pula. Zaten burada Park Plaza’nın üç oteli bulunuyor. Biz seçmemiştik ama bize içinde mutfağı ve iki odası olan apart oda verdiler. Oda, çok ısrarıma rağmen deniz manzaralı olamadı ama tüm aktiviteleri balkondan seyrettiğimiz bir yerdeydi. Otelin içinde kocaman bir süpermarket, dondurmacı, restoranlar, hediyelik eşya dükkanları var.

Otelin iki havuzunda İpek’le çok eğlendik. Yabancı çocuklarla havuzda, kayma yarışı yaparak her ne kadar iletişim kuramasa da sözsüz bir şekilde çok güzel oynadı. Burada kolluksuz yüzmeye iyice alıştı. Havuz kenarında şemsiye ve şezlonglar ücretli. Her biri için yaklaşık 10 TL veriliyor. Maalesef burada da Türkiye’de olduğu gibi sabah erkenden gelip havlu atıp şezlong şemsiye kapma telaşı var yoksa yerde havlu üstünde oturmak zorunda kalabiliniyor. Biz tüm günün yarısını denizde yarısını havuzbaşında geçirdik. Havası inanılmaz güzel, çok sıcak olmasına rağmen nem yok. İnsanı kesinlikle bunaltmıyor.

Pula’da görülecek yerler :

Pula Arena, Roma mimarisinin tamamı korunmuş halde kalan tek Roma amfi tiyatrosudur. M.Ö. 27 – 68 yılları arasında inşa edilmiş ve ayakta kalan en büyük altı Roma arenasından biridir. Biz gittiğimizde film festivaline denk geldik ve öyle güzel mor ışıklarla ışıklandırmışlar ki gece de güzelliğini görme şansımız oldu.

Sergii Kemeri, şehrin eski bölgesinin başladığı yerde yer alıyor. Zaten bu kapıdan geçip ilerlediğinizde muhteşem bir eski şehirle karşılaşıyorsunuz ve kendinizi tipik bir İtalyan kasabasında hissedebiliyorsunuz.

Augustus tapınağı; İlk Roma imparatoru Augustus’a adanmış günümüze kadar iyi bir şekilde korunmuş bir Roma tapınağıdır. Tapınağın olduğu meydanda bir çok restoran bulunuyor. Tapınağın önündeki canlı müziğin meydanda yankılanışını Pula gezime adıyorum. Her şehrin bir yerinde hoşuma giden bir müzik olduğunda o şehri ve o an hissettiklerimi o müzikle bağdaştırıyorum ki herhangi bir zamanda duyduğumda beni oralara götürsün diye…

Önemli yerler dışında sokakları keşfediyoruz…

Pula’da ne yedik nerede yedik:

Otelin içinde yer alan ama dışarıya da açık Kuglana Restoran‘da bir kaç gece yedik. İpek’den dolayı balkan usulü köfte yani cevapi ya da cevapcici ve balık türü yedik. Augustus Tapınağı’nın olduğu meydanda bir restoranda da yedik ama ismini yazmamışım. Yemeğinden çok meydanın o mistik havası yemeklere eşlik ettiği için bize çok güzel geldi. En güzeli de kızımla marketten yaptığımız alışverişle odadaki mutfakta yaptığımız ve İpek’le balkonda beraber yediğimiz makarnanın, Greek yoğurdun tadıydı. Onun bile çok hoşuna gitti hala ara ara hatırlıyor.

Cevapi

Bu rotanın olmazsa olmazı araba kiralamak bence. Çocukla gezdiğimiz için büyük rahatlık. Burada yazdıklarım aslında yaşadıklarımızın gördüklerimizin çok çok azı. Sahil boyunca arabayla gezmek, hoşumuza giden ağaçlı caddelerde turlamak, tepelere tırmanmak, canımız hangi sokağı isterse oraya dalmak ancak arabayla oluyor. Hatta bir gece benim çok sevdiğim bit pazarının toplanmasına denk geldik. Hangi sokaktaydı deseniz cevap bile veremem çünkü tamamen tesadüf. Pula’dan bir başka güzellik Rovinj’e geçtik ki 43 km mesafe. Yollarda gözümüzün kestirdiği yerlerde kahve molası vermek de yine arabanın güzelliklerinden.

Park Plaza Verudela Pula

Berlin’in soğuğundan sonra buranın sıcağı içimizi ısıttı. Hırvatistan’ın tüm şehirleri birbirinden güzel ve hepsinin yeri ayrı bende. Sadece burası değil tüm kıyı şeridinde denize girilecek bir çok irili ufaklı şehirleri var. Biz hepsini gezdik ama hiçbirine denize girmek için gelmemiştik. Hırvatistan demek doğa demek, tarih, koruma demekti bir de bunlara deniz ekledim. İstanbul’a dönüş için Zagreb’e yöneliyoruz…