Bu yaz hiç gitmediğim, uzun zamandır hep gitmek istediğim ülke Portekiz’i görmenin sevincini ve büyüsünü yaşıyorum. Gezilerimi takip edenler ve beni tanıyanlar bilir ki; çok nadirdir uçağa binip tek bir ülke şehir göreyim. Her daim zamanım varsa mutlaka iki üç ülke ya da en az 3-4 şehir bir araya getiririm. Portekiz de böyle oldu. Önce İspanya Endülüs Bölgesi’ni gezdikten sonra Sevilla’dan Flixbus otobüsüyle yaklaşık 5 saat süren yolculukla Lizbon’a vardık. Yanımda daha önce başladığım ‘’ Lizbon’a Gece Treni’’ kitabımla yolculuk zaten hızlıca geçti. Yolda otobüs mola verdi ve kahve eşliğinde ilk ‘’nata’’ tatlılarını mideye indirdik ve çok beğendik. Otobüs terminalinden otele UBER taksiyle ulaştık. Taksi fiyatları fena değil, biz dört kişi olduğumuz için toplu taşımalardan daha ucuza geldiği için genelde taksiye bindik. Otelimiz Radisson Blu Lizbon Otel. Şehre biraz uzak kaldığı için taksiyle merkeze gidip geldik.

Tarih boyunca birçok kültürle iç içe yaşamış olan Lizbon, zengin birikimini günümüze kadar korumayı başarmış, üç bölgeden oluşan bir başkent. Bunlar Baixa, Chiado ya da Bairro Alto ve Alfama Bölgeleri. Hepsi birbirinden güzel, farklı ve eğlenceli. Lizbon’u tek cümleyle şöyle tarif edebilirim; Binaları seramiklerle, kaldırımları ve meydanları taş desenlerle kaplı, süslü, yokuşlu sokaklara, manzaralı tepelere sahip, tramvaylarıyla pek havalı bir şehir.

Lizbon’da Gezilecek Yerler

Praça do Comércio (Ticaret Meydanı)

Şehrin ana merkezi konumunda. Vasco Da Gama liderliğinde Hindistan ile ticaret yolu açılınca altından baharata birçok ürün burada kurulmuş tezgahlarda satılırmış. Günümüzde meydanda kamu binaları ve kafeler oldukça fazla. Ayrıca deniz kenarında oturup vakit geçiren, güneşin batışını seyreden, kumdan, taştan heykeller yapanlarla cıvıl cıvıl bir bölge. Belem ve uzaktan görünen Ponte 25 de Abril köprüsü ne giden yol da burada bulunuyor.

Rua Augusta Arch

Sahile inen, trafiğe kapalı Rua Augusta yolu sağlı sollu mağazaları, restoran ve kafeleriyle turistik kalabalık bir cadde. Yolun sonundaki zafer takıyla süslenmiş tarihi kapının olduğu yerden ticaret meydanına çıkılıyor.

Elevador de Santa Justa Asansörü

1900’lü yıllarda Baixa ve Bairro Alto’yu birbirine bağlamak için kurulan, neo-gotik mimari yapılı asansördür. Eiffel Kulesi’ni yapan Gustav Eiffel’in öğrencisi Raul Messner tarafından yapılmış. Manzara görmek için etrafında bir kaç tur atan kuyrukta beklemeyi göze alamadığımız için asansöre binmedik.

Praça do Rossio Meydanı

Ortaçağ’dan beri şehrin ana meydanı olan Rossio Meydanı ayaklanmalara ve direnişlere ev sahipliği yapmış. İdam cezalarının ve boğa güreşlerinin düzenlendiği bir meydanmış. Hem Portekiz kralı hem de Brezilya imparatoru olan IV. Pedro’nun heykeli meydanın tam ortasında yer alıyor. Yer döşemesinin güzelliği de dikkat çekici unsurlardan. Yalnız bu meydanda bu şehrin pek de tekin olmadığına karar verdik. Güya düzgün giyinmiş ama belliki uyuşturucu almış biri, turistlerin arkasına geçip tacizde bulunmaya ve çantalarını ellemeye çalışıyor. İnanılmaz rahatsız olduk. O kişiye sonra asansörün kalabalığında da rastladık. Yani çok kalabalık bir şehir dikkatli olmakta fayda var.

Sé de Lisboa (Lizbon Katedrali)

İki çan kuleli Se Katedrali, şehrin en eski kilisesi. 11. yüzyıla kadar bu yapı bir camiymiş, şehir hıristiyanların eline geçince yıkılarak üzerine Lizbon katedrali yapılmış. 1147 yılından kalma kilise büyük depremlere rağmen hala ayakta kalmış nadir yapılar arasında yer alıyor. 28 nolu tramvayla önünde inebiliyorsunuz. Giriş ücretsiz.

Miradouro Santa Luzia

Lizbon’un en güzel detaylarından biri miradourolar. Şehrin inişli çıkışlı yokuşlarının sonunda karşımıza çıkan manzara teraslarına miradouro deniliyor. Sao Pedro Alcantara, Santa Caterina, Santa Luzia, Nosso Senhora do Monte ve Portas do Sol bunlardan bazıları. Ben en çok Miradoura Santa Luzia’yı sevdim. Hem çok yüksek bir seviyeden görüş sağlıyor hem de bu terasın olduğu yerdeki ağaçlar, seramikler bir harika.

Alfama Semti

Alfama şehrin en eski, en güzel, en renkli ve dolayısıyla en fotografik semti. Her sokağında başka bir renk ve sürpriz var. Sokalarda pencere önlerine asılmış çamaşırlar buranın dekorlarından. Alfama‘da rastgele sokaklarda yürüseniz bile kesinlikle çok güzel sokaklardan geçiyorsunuz ve biz de öyle yaptık. Alfama aynı zamanda Fado‘nun doğduyu yer; tüm sokaklarda pencerelerden kapılardan sızan fado müziğinin seslerine şahit oluyorsunuz. Fado, denizcilerin geride kalan eşlerinin söyledikleri ağıt gibi bir müzik türü. İçeriğinde hüzün ve özlem var. Semtte ayrıca fado da dinlenilebilen fado müzesi ve seramiklerin inceliklerini öğrenmek için ise Museu Nacional do Azulejos müzesi var. Çocuklar istemediği için biz ikisini de es geçtik. Kesinlikle buraya tam gün ayırın derim. Sokak arası rastgele kafelerde oturup buranın havasını içinize doya doya çekin, tüm sokaklarının tadını çıkarın.

28 Nolu Sarı Tramvay

Çok meşhur 28 no.lu tramvay Lizbon’da yapmadan dönme listesinde olanlardan. İlk durağı Martim Moniz‘de uzun uzun kuyrukta beklemeyi göze alırsanız mutlaka binin derim. Biz uzun kuyruk bekledik mi? HAYIR! Önce kuyruğun sonuna baktık ve görevliye sorduk 2 saatte ancak sıra gelir dedi. Aramızda bekleyip beklememe konusunda tartışma başladı derken sıranın en önüne geldik, binenleri izledik. Meğer kuyruğun sebebi herkes oturarak gitmek istiyor. Zaten toplam 15 kişi zor alıyor. Tabi ki sıra bitmez. Biz de ayakta gitmek üzere daldık içine. Herkes bir ters ters baktı ama… bir tane de yer boşmuş, çocukları oturttuk oraya biz en arkada ayakta. Yani ne saçma ki saatlerce beklemeyi tercih ediyorlar. Keyfini çıkara çıkara gittik 28 nolu tramvaya da binmiş olduk. Son durakta iniyorsunuz tekrar sıraya geçip bilet alıyorsunuz, yani tam tur yapmıyor haberiniz olsun.

28 nolu tramvay

Belem Bölgesi

Belem Kulesi
Kaşifler Anıtı

Belem Bölgesi, şehrin mutlaka görülmesi gereken turistik aktivitelerinden biri. Kolayca ulaşmak için Comercio Meydanı’ndan UBER taksi ile ulaştık. Başka bir noktadan 15 no’lu tramvaya da binebilirsiniz. Yaklaşık yarım saat sonra Belem’desiniz. Lizbon şehrinin sembollerinden olan Belem Kulesi (Torre Belem), Kaşifler Anıtı, 16. yy’da yapılan Jeronimo Manastırı ilk görülecekler arasında. Belem Kulesi’ni, Portekiz Kralı 1. Manuel 1520 yılında inşa ettirmiş ve deniz feneri, hapishane, gümrük noktası olarak kullanılmış. Jerenimo Manastırı; 1501 yılında yine 1. Manuel döneminde yapılmış, Vasco de Gama’nın Hindistan’dan dönüşü anısına yapılmış. Hem Belem Kulesi hem de Jerenimo Manastırı 1983 yılında UNESCO tarafından dünya kültür miras listesine alınmış. Kaşifler Anıtı; Tejo nehri kıyısında yer alıyor. 1960 yılında Portekizli ünlü denizci ve bilim adamlarının keşiflerinin anısına yapılmış. Anıtın önündeki meydanda yerde büyük bir harita var. Belem Bölgesi’ne gelmişken nata tatlısının tadına varılacağı Pasteis de Belem‘de soluklanıyoruz. Kaşifler Anıtı’nın yanından denize inen yüzen otobüsleri de görmeyi unutmayın bize çok ilginç geldi, özellikle de yokuştan suya inerkenki şovları…

Feira da Ladra (Bit Pazarı)

Benim gibi bit pazarı severler için salı günleri Alfama’nın Campo de Santa Clara semtinde kurulan büyük pazarı gezebilirsiniz. Pazarı gezmeye sabah erkenden gidiyoruz. Burada sadece eski eşyalar satılmıyor, el yapımı seramik, tekstil ürünü, magnet vs. de satılıyor hem de daha uygun fiyatlara. Yaşlı insanların sattığı iki tezgahtan muhteşem el yapımı seramikler satın alıyorum. Tüm gün seramiklerim omzumda, sırt çantamda biraz zahmetli bir şekilde gezmek zorunda kalıyorum.

Lizbon İnstagram Sokağı

Tabi bu ismi ben taktım. Çünkü sürekli bu renkli sokakta çekilmiş resimleri instagramda görebilirsiniz. Aslında Rua Nova do Carvalho sokağı yani Pink Street bir barlar sokağı. Sokağın zemini pembe olduğu için renkli sokak resimleri çekmek isteyenler için birebir bir yer.

25 Nisan Köprüsü

Tejo Nehri üzerine kurulmuş asma köprüyü uzaktan görmekle yetiniyoruz. Sudan yüksekliği 70 metre olan köprüde, altı şeritli araba yolu, iki şerit tren rayı mevcut yani arabayla ya da trenle geçiliyor, yaya geçilemiyor.

Lizbon’da Ne Yedik Nerede Yedik?

Time Out Market Lisboa mutlaka uğramanız gereken yerlerden. Lizbon’a özgü tüm lezzetleri bir arada bulabileceğiniz marketin dört bir yanı dükkanlarla, ortası masa ve sandalyelerle donatılmış. İçeride farklı bir ambiyans var. Lizbon’da ne yenir ne meşhurdur burada görebiliyorsunuz. Biz de burada pizza, nata tatlısı yedik ve kahvelerimizi içip dinlendik. Nata tatlısını, çıtır milföy üzeri sütlaç diye tarif edebilirim. Kesinlikle ılık yenmesi gerekiyor. Portekizliler bunu kahve ile birlikte kahvaltıda yiyormuş aslında ama biz her mola da ya da ayak üstü atıştırdık. Üzerine pudra şekeri ve tarçın dökerek yeniliyor. Time Out Market’te de Manteıgarıa‘dan aldığımız nata ve kahvenin tadına doyamadık kesinlikle çok başarılıydı.

Bacalhau

Bacalhau Lizbon’un en meşhur balığıymış. Lizbon’a gelmeden önce tüm menülerde bu balık var diye yazılar okumuştum ama Bacalhau’ya o kadar da her menüde rastlamadık. Oldukça sert etli bu balık morina balığıymış. Valla biz bu balığa çok bayılmadık. Peki nerede yedik? El Rei D’Frango Restoran’da yedik. Rossio Tren İstasyonunun hemen yanındaki merdivenlerden çıkınca karşınıza çıkıyor. İçeri girmekte tereddüt ettik ama salaş, daracık, harika bir restoran. Başka tatlarda denedik ve fiyatlar oldukça iyi.

Pızzeria Romana

Alfama’da hem uygun hem de güzel bir restoran arayanlara da şiddetle Pızzeria Romana Al Tavolo‘yu öneririm. Biz tesadüf olarak içeri girdik ve pizzalarına bayıldık. Ayrıca domatesli bruschettaları da harikaydı.

Pastais de Belem, Belem denince ilk akla gelen adreslerden. Yapılışı gizli tutulan Belem tatlısını yani Pastel de Nata‘yı orijinal adresinde tatmak istedik ama kapının önündeki uzayıp giden kuyruklarda bir saat kadar da bekledik. Girişte iki sıra var, birisi paket yaptırıp elde yemek isteyenler diğeri ise oturup yemek isteyenler için. İçi labirent gibi, oldukça eski, seramik kaplı kocaman pastanede yer kapmak için herkesin masasının başında bekliyorsunuz ve birileri de siz yerken bekliyor. Bence çok rahatsız edici bir durum. burası çok fazla turistik meşhur olmuş bir yer. Garsonlar bile hayatından bezmiş. Kahve eşliğinde nataları mideye indiriyoruz ama ne yalan söyleyeyim Manteıgarıa’dakini daha çok beğendik.

Otele yakın, Colombo Alışveriş Merkezi‘nde de bir gece yemek yedik. Biz çocuklarla gezdiğimiz için genelde makarna, pizza, hamburger seçimi olabilecek yerlerde yiyoruz. Ülkeye özgü tatları ise biz eşimle tadıyoruz. Fast food katında da her çeşit tat bulabiliyorsunuz.

Lizbon’dan Neler Alınır?

  • Benamor 1925’te kurulan yerel bir kozmetik markası. El ve vücut kremleri çok şık, Ticaret Meydanı’na yakın bir mağazada sunuluyor. Güllü yüz kremi ve limonlu el kremini çantaya atıyoruz. Kremleri kullandığım şu günlerde çok beğendim diyebilirim.
  • Konserve cenneti Lizbon’da çok şık istiflenmiş renkli kutularla, içeri sizi davet eden mağazaları gezip bir kaç kutu almadan dönmek hata olur diye düşünüyorum. Comur Conserveira de Portugal ile A Vida Portoguesa çok çeşit bulabileceğiniz adresler. Comur çok güzel ama biraz fazla pahalı; oysa Colombo Alışveriş merkezi’nin alt katındaki büyük süpermarkette tanesi 1,5 euro iken burada 5 euro’dan başlıyor. Sardalya, ton, bacalhau, somon ne çeşit konserve isterseniz var.
  • Tabiki seramik seramik seramik. her yer, her dükkan seramikten yapılmış eşyalarla dolu. Tabi bunların fabrikasyon yapılmışı bir de elle yapılıp boyanmışları var. Fiyatlarda ona göre inanılmaz pahalı.

Hiçbir seyahat mutlaka görülecekler, yenilecekler, yapılacaklar listesinden ibaret olamaz. Bunun için de bir şehri anlamak demek uzun uzun yürümek rastgele sokaklarına dalmak beğendiğim yerlerini gezmektir benim için. Sırf moda diye herkes yapıyor diye sevmediğim görmek istemediğim yerleri görmem gezmem. Bu nedenle bazı yerleri gördük gezdik bazılarına boşver dedik ama en güzeli de oğlumla kızımla eşimle içinde eşsiz anlar ve izler bırakan koca bir seyahatin son noktasını böylesine merak ettiğim, böylesine güzel bir şehirle sonlandırdık. Hoşçakal Lizbon…

1 günümüz de Sintra’da Pena Sarayı‘nda ve Caba da Roca Burnu‘nda geçti.