SEVİLLA

Endülüs bölgesinin başkenti ve İspanya’nın dördüncü büyük şehri Sevilla başımızın tacı oldu. Guadalquivir Nehri’nin geçtiği şehir, yüzyıllar boyunca bölgenin ekonomi ve ticaret noktası olmuş. Şu anda da turistik açıdan kalabalık bir şehir. Meydanlarda flamenko yapan sanatçılarıyla, leziz tapaslarının tadını çıkardığımız restoranlarıyla, seramikleriyle Endülüsü doyasıya yaşayacağımız bir şehir oldu bizim için. Otelimiz Hilton Garden Inn Sevilla‘ydı. Araba kiraladığımız için şehre biraz uzak olması bizim için sorun olmadı. Arabayı geri verdiğimizde de şehir merkezine otelin shuttle’ı ile gidip geldik.

SEVİLLA’DA NELER YAPTIK

1- Şehrin Gezilecek Her Yerini Yürüyerek Gezdik

Gezilerimizde herhangi bir şehri içimize sindirmek için mecbur kalmadıkça taşıt kullanmıyor hemen hemen her yerini yürüyerek gezmeye çalışıyoruz. Sevilla’da da böyle yaptık. Yürüdük yürüdük yürüdük, mola verdik yine yürüdük. Yalnız hava çok sıcak olduğu için bol bol dondurma, kahve molası verdik.

2- Sokaklarda Bedava Flamenko Gösterisi İzledik

Daha önce Madrid’e gittiğimizde çok güzel bir restoranda flamenko gösterisi eşliğinde yemek yemiştik. Burada ayrıca böyle bir gösteriye katılma gereği duymadık. Çünkü parklarda ve sokaklarda şahane flamenko gösterileri izledik sadece gönlümüzden kopan bahşişle. Eskiden Endülüs’ten sürülen insanların çektikleri acıları ve dışlanmışlıkları açığa vuran, romantik ve tutku dolu, gitar eşliğinde sunulan dansları seyretmeye doyamadık.

3- Plaza De Espana’ya Bayıldık

Mimar Anibal Gonzalez ve Mimar Jean-Claude Nicolas Frontier tarafından tasarlanan Maria Luisa Parkı içinde yer alan meydan, 1929 İber-Amerikan Expo Fuarı için yapılmış. Zamanla şehrin önemli simgelerinden biri haline gelmiş. İspanya’nın tüm tarihi yerlerinin hikayesini betimleyen seramik işlemeler, ortada yer alan Vicente Traver çeşmesi, boydan boya geçen kanal, kanalda kayıkla gezen insanlar, kanallar arasında yer alan dört adet seramiklerle süslü köprüler, flamenko müziklerinin yankılanışı ve topuk sesleri, at arabaları ile cezbedici bir yer. Burayı görmeden geçmeyiniz.

4-Metropol Parasol’le Farklı Bir Yapı Görmüş Olduk

Sevilla’nın sıcakla baş etmek için geliştirdiği dev güneş şemsiyesi gibi yapılmış yapı Encarnacion Meydanı’nın da bulunuyor. Dünyanın en büyük ahşap yapısı olarak biliniyormuş ve mantarı andırdığı için halk dilinde “Las Setas” yani “mantarlar” olarak adlandırılıyormuş. Yapı yapılırken ortaya çıkmış olan Roma kalıntıları alt kısımda sergilenmekte. Yukarı çıkmak şehre tepeden bakmak ve fotoğraf çekmek isteyenler ücret ödemek zorunda. Yapının ortasında bir de çocuk parkı var. İpek parkta oyalanırken biz de gölgesinde vakit geçiriyoruz.

5-Santa Cruz Bölgesi’nin Altını Üstüne Getirdik

Santa Cruz, şehrin en tarihi bölgesi. Bazı sokakları o kadar dar ki araba falan geçemiyor. Bu dar sokaklarda rengarenk evlerde çeşitli işlemeler, seramik detaylar var. Sokalardan geçerken kapıların açık olanlarından içeri baktığımızda müthiş avlularla karşılaşıyoruz. Bu bölgede yer alan en önemli yapılar Sevilla’nın en büyük kilisesi olan Sevilla Katedrali ve onun kulesi Giralda ve Alcazar Sarayı‘dır. Alcazar Moro kökenli Müslüman krallar için inşa edilmiş bir kraliyet sarayıdır. Sarayın üst katları halen kraliyet ailesi tarafından kullanılıyormuş ve UNESCO tarafından 1987 yılında Sevilla Katedrali ile birlikte Dünya Mirası ilan edilmiş. Bu bölgede ayrıca geleneksel tapas barlar bulunuyor.

6-Sevilla Katedrali ve Giralda Kulesi’ni Gezdik

Sevilla‘da görülmesi gereken yerler arasında her Avrupa şehrinde olduğu gibi bir katedral var. Şehir müslümanların elindeyken burada bir cami varmış ve şehir yeniden Hristiyanlar’ın eline geçince cami yıkılarak yerine Sevilla Katedrali’nin yapımına başlanmış, ilk katedral bir depremde yıkılmış. 1401-1528 yılları arasında şimdiki haliyle Sevilla Katedrali yapılmış. Günümüzün en büyük gotik katedrali ve dünyanın en büyük üçüncü kilisesi olan Sevilla Katedrali, şehrin kesinlikle görülmesi gereken yapılarından. Cenovalı denizci Kristof Kolomb’un mezarı da Sevilla Katedrali’nde bulunuyor. Biz katedrali gezerken, bir ayin için belli bir bölümü gezmeye kapandığı için biz iki üç kere katedrale, mezarı da görme umuduyla uğradık ama her defasında ayin vardı göremedik. Katedralin çan kulesi olan Giralda Kulesi’nde belirli saatlerde çan gösterisi oluyor. Çanlar hızlı hızlı, sesli sesli dans edercesine çalıyor. Katedrali gezmek için çok kısa şort giymeyiniz, bir kaç kişiyi kapıdan geri çevirdiler. Bende de şort vardı ama herhalde kısalık derecesi var.

7-Torro Del Oro’yu Görüp Nehir Boyu Yürüyüş Yaptık

Guadalquivir Nehri’nin kenarında 36 metre yüksekliğinde gözetleme kulesi şehrin simgelerinden birisi olduğu için yolumuzu buraya çeviriyoruz.Kule şu anda Sevilla Denizcilik Müzesi olarak kullanıldığı ve de gezmek istemediğimiz için kuleyi dıştan görüp nehrin tadını çıkarıyoruz.

8-Plaza de Cabildo’yu Gezdik 

Tamamen tesadüf burada ne varmış diye girdiğimiz avluda mermer sütunlar üzerinde fresklerle süslenmiş kavisli yarım daire şeklinde olan yapıyla karşılaşıyoruz. Burası katedralin karşı çaprazına denk geliyor. Bina mimar Joaquin Barquin Barron tarafından yapılmış. Meydanın merkezi olarak adlandırılabilecek yerde dairesel bir çeşme var. Meydanın etrafında, süslü kemerler altında antika konusunda uzmanlaşmış birkaç dükkan var.

9-Plaza de Toros Boğa Güreşi Arenası’nın Önünden Geçtik

Biz gitmedik sadece önünden geçtik. İspanya’nın en önemli 2 boğa güreşi merkezinden birisiymiş. Güreşi izlemeden boğa güreşi geleneğini keşfedebilirsiniz. 18. yüzyılda inşa edilmiş 12.000 kişilik aranayı her 20 dakikada bir ingilizce rehberli turlar eşliğinde gezebiliyorsunuz. Ayırıca boğa güreşinin kültürdeki yerini öğrenmek için hemen yanındaki Museo Taurino yani Boğa Güreşi Müzesi’ni de gezebilirsiniz. Zaten güreşi izlemek için insanın yüreğinin kaldırabilmesi gerekir. Giriş fiyatı tam 8 Euro, indirimli 5 Euro’ymuş. Pazartesi günleri 15.00 ila 19.00 arası ise giriş ücretsiz. https://realmaestranza.com/

SEVİLLA’DA NEREDE NE YEDİK

BAR CATEDRAL

Santa Cruz Bölgesi Mateos Gago Caddesi boyunca sağlı sollu sıralanmış restoranlardan Catedral’de iki gece boyunca tapas’ların tadına varıyoruz. http://www.barcatedral.com/ Gerek restoranın ortamı gerekse tapasların tadı bakımından tavsiye ederim. Farklı tadlar ve mekanlar arayanlara da bu caddeye gelmenizi öneriyorum. Soğuk ve sıcak versiyonları bulunan çeşitli deniz mahsulleri, peynir çeşitleri, etli vb lezzetlerle hazırlanan bir çeşit meze ve küçük atıştırmalıkları tatmaya doyamıyoruz.

CAFE INSIGNIA

Calle Álvarez Quintero Cadde’sinde yer alan bu güzel kafenin dondurmasını ve kahvelerini çok beğendiğimiz için buradan her geçtiğimizde uğradık. Servis biraz yavaş ama dinlenmek amaçlı uğradığımız için çok da rahatsız olmadık.

CORDOBA

Sevilla’da bir günümüzü de arabayla 140 km mesafedeki Cordoba şehrine ayırıyoruz. Yaklaşık 1,5 saat süren araba yolculuğu sonunda Cordoba’ya varıyoruz. Amacımız La Mezquita (Kurtuba Cami / Cordoba Katedrali) yı görmek.

1-La Mezquita (Kurtuba Cami)

Dünyanın en eski camilerinden, Cordoba kentinin sembolik anıtı ve UNESCO dünya mirası olan La Mezquita 1.Abdurrahman tarafından 785 yılında bir kilisenin üzerine inşa edilmiş. Araplar Endülüsü almadan önce bölgede Hıristiyanlar yaşadığı için il kilise olarak kullanılmış. Sonraki bir kaç yüzyıl boyunca genişletilmiş ve süslenmiş olan yapı, günümüzde İspanya’daki en güzel İslam sanatı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Hıristiyanların şehri Müslümanlardan geri almasından sonra, 1236’da Cordoba Katedrali’ne dönüştürülüyor. Böylece içinde her iki dine ait ögeler barındırıyor. Caminin mihrabı ve minberi karşısında büyülenmemek mümkün değil. At nalı şeklinde, oymalı mermer mihrab, Dünyanın en güzellerinden sayılıyor. Ayrıca Dünya’da en fazla sütuna sahip bir dini yapı olma özelliğine de sahipmiş.

Yapı her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebiliyor. Çok güzel bir bahçeye sahip olan yapıyı görebilmek için bilet otomatlarından bilet alıyoruz.

2- Roma Köprüsü ve Kapısı

Guadalquivir Nehri üstünde uzanan köprü Roma döneminden günümüze kadar ayakta kalmış. M.Ö. 1.yy da yapılmış köprüyü ve çevresini geziyoruz.

3- Calle de las Flores /Çiçekli Sokak

Cordoba denince ilk akla gelen şey duvar saksılarında çiçekler. Şehir her zaman saksı çiçekleri ile donatılmış değil. Mayıs ayında yapılan Avlu Festivali döneminde şehir çiçek bahçesine dönüşüyormuş. Festival dönemi herkes kendi avlusunu, sokağını duvara asılan saksı çiçekleri ile süslüyormuş ve en iyi olana ödül veriliyormuş. onun dışındaki dönemlerde sadece birkaç turistik sokak ve avlularda görebiliyoruz. Calle de las Flores de bunlardan biri. Daracık beyaz duvarlı sokak boyunca asılmış mavi saksılı çiçeklerle bezenmiş sokak instagram’cılarla dolmuş. Kalabalığa bakılırsa en fotojenik sokak burası sanırım.

4- Cordoba’da Amaçsız Sokalarda Yürüyoruz

Kurtuba Cami’sini gördükten sonra çevresindeki sokaklara gire çıka rastgele, tesadüfi bir şekilde yürüyüş yaptık. Camiye yakın biraz da çocukların gönlü olsun diye Burger King’de yemek yedik. Hava çok sıcak olduğu için bu kadar gezmek Cordoba için bize yetti. Dönüş yoluna geçip Sevilla’ya geri dönüyoruz ve artık bir yer görme amacımız kalmadığı için arabayı geri veriyoruz.

İspanya’nın ve İspanyolların hayatımızdaki yeri işten dolayı zaten bambaşka. Endülüs Bölgesi’ni bugüne kadar görmememiz bizim ihmalkarlığımızdan oldu. Sonuç olarak tüm aile her bir şehrine bayıldık diyebilirim.