Bugün 4 Nisan 2020 ve Cumartesi. Bugün, tüm Dünya’yı etkisi altına alan, durma noktasına getiren, Dünya Sağlık Örgütü’nün Pandemi ilan ettiği, Çin’den gelen corona virüsü yüzünden evde kalışımızın 22.günü. Oysa bugün için neler neler planlamıştım.

Dünya’da çocuklar camlara gökkuşağı resimleri çizip yapıştırıyor; İpek’ten

Sabah erkenden her zamanki seyahat heyecanı ile uyanacak ve havaalanına gidecek, CIP salonunda her zamanki yerimizi alacak ve belki bir çay eşliğinde instagram hikayesine bir resim koyup ” en güzel sabahlar havaalanında başlayandır” gibi bir yazı yazıp kendimce sevincimi takip edenlerle paylaşacaktım ve çok özlediğim Paris‘e kavuşacaktım. 10 koca günlük Paris seyahatimi Corona Virüsü vurdu. Önce; Paris’ten trenle Marne-la-Valle‘ye gidip, İpek’e söz verdiğim Disneyland için 3 gün buradaki otelimizde konaklayacak ve eğlencenin dibine vurduktan sonra Paris’e geri dönüp 3-4 günde şehrin içinin tadını çıkaracaktık. Shakespeare and Company kitapçısının önünde resim çektirip içeride kahve eşliğinde kitapların içine gömülecek, daha önce gidemediğim Orsay Müzesi, Rodin Müzesi’ni ziyaret edecek, Anthropologie mağazasından çeşitli tabaklar alacak, Pink Mama’ da yemek yiyecek, Marche aux Puces de St-Quen deki bit pazarının altını üstüne getirecektim. İpek’in hayallerindeki Eyfel Kulesi de bizim için en görülmesi gereken yerlerdendi tabi. Paris’ten sonra 4 saat süren tren yolculuğu sonunda Lüksemburg‘a varacaktık. Küçük bir ülke olmasına rağmen ne çok yapılacak listesi hazırlamıştım oysa. Sonuç; iptal edilen uçak biletleri, oteller, tren biletleri… ve yerini alan endişe, korku, sıkıntı günleri.

Bu virüsle birlikte tarihe yazılacak günlere tanıklık ediyoruz. O kadar savaş günlükleri, içinde veba salgının geçtiği kitaplar falan okumuşluğum vardır ki resmen aynısını yaşıyoruz. İnsanlar insanlardan kaçıyor. Annemi göremiyorum herkes gibi çünkü en çok yaşlıları öldürüyor bu virüs. Evde sürekli yemek de ne yiyeceğiz muhabbetinden başka bir şey dönmüyor. Tabi bir de her akşam Sağlık Bakanı’nın çıkıp açıkladığı bulaşan ve ölen sayıları da var. Mesela dün akşam açıklanan 69 vefat edenle birlikte toplam 425 kişi bu virüsten öldü. 20.921 vaka sayısı var. Kabus gibi günlerden geçiyoruz. Haberleri izliyoruz tüm dünyada neler oluyor diye. En çok etkilenen İtalya ve İspanya’ya da üzülüyorum tabi. Ekmek kapımız İspanya gün gün çığrından çıkıyor. Sonumuz hayatımız nereye varacak diye konuşup konuşup duruyoruz.

Meğer ne zormuş herkes için evde kalmak. İnternette dönen evde oyalanmak için dolap düzeltme, yoga yapmak, ekmek yapmak, yemek pişirmek, kek kurabiye tarifleri, netflix dizi film listeleri, kitap listeleri… içim daraldı resmen. Evde ne varsa onu okuyorum, yarım kalmış kitaplarımı bitiriyorum, gözüme kestirdiğim filmleri seyrediyorum. Kapıya, zavallı çalışmak zorunda kalan kargocuları keyfi getirmenin anlamı ne? Zaten haftada bir kere çıkmak zorunda kaldığımız market yeterince geriyor beni. Gelen paketleri sapıkça köpüklü sularla yıka havalandır… hayatta yapmayacağım şeyleri yapıyorum.

Bir de bu virüsün insanlığa öğrettikleri var. Yalnız kalmak, kendi başının çaresine bakmak, elindekilerle yetinmek, sabır, peşinde koştuğumuz hırslarımızın aslında çok boş ve anlık olduğu, sağlıktan daha önemli hiç bir şeyin olmadığı gibi gibi.

Bakalım bu işin sonu nereye varacak. Şehirlerden birbirine geçiş yok, ülkeler birbirine kapıları kapattı, uçaklar uçmuyor, tren otobüs işlemiyor. Bakalım bir daha eski günler ne zaman geri gelecek ve şikayet ettiğimiz her şeyin aslında ne kadar da özlediklerimiz olduğunu görmemizi sağlayan bu virüsten Dünya ne zaman kurtulacak, İpek’in çok istediği, gün saydığı Paris seyahati için tekrar ne zaman planlar yapabileceğiz! Bir daha her şey eskisi gibi olabilecek kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz?